Muhasebe Defterlerinde Tarihe Yolculuk ve İlgili Kanunlar

eski resim osmanlı kalemodası
Muhasebe & ERP

Muhasebe Defterlerinde Tarihe Yolculuk ve İlgili Kanunlar

Sizi zaman tüneline davet ediyorum.1926 yılına gidelim. Kanun-i Ticaret! 1850 yılında kabul edildi ama ülkede işleyen ticaret kurallarında şeriat kanunları geçerli olduğu için bu ticaret kanunu uygulanma imkanı bulamadı. Sonra değişen devrim yasalarıyla uygun ortam sağlandığında koşullara uygun bir şekilde ilgili kanun yeniden yayınlandı. Bu kanundaki 2 madde ise, tutulması zorunlu muhasebe defterleri ve bu defterlerin tanıtımıdır.
Yıllardır derslerde anlattığım günlük defter diğer adıyla yevmiye defteri, bu kanunda notere onaylatılması gereken defterler arasında belirtilmiştir. Yine bu kanunda, bu deftere yapılacak kayıtların niteliği belirtilerek işlemlerin günü gününe yapılması gerektiği vurgulanmıştır.
Bizim envanter ve bilanço defterimiz! O dönemki adıyla, bu kanunda geçen adıyla, Mevcudat ve Muvazene Defteri. Kanunun ilgili maddesinde, bu deftere yapılacak kayıtların itibari değerle değil, yani üzerinde yazılı olan değerle değil, gerçek değerle yapılması vurgulanır. Tahsili imkansız hale gelmiş alacakların bu deftere kayıt edilmesi gerektiği de yine bu kanunda vurgulanmıştır.
Bu iki defterin dışında, kanunda zorunlu tutulan bir defter daha vardır. Ticari yazışmalar kaydedilir ona. Kopya defteri denir kendisine. Bahsettiğim diğer iki defter zamanın anlayışına uygun defterlerdir. Farklı olan kopya defteridir. Belgelerin saklanması kültürü ile eksikliği giderilebilecek bir defterdir.
Bu kanunun, Kanun-i Ticaret’in bir özelliği daha vardır. Muhasebe mesleği bu kanunla benimsenmiştir. İlgili maddede muhasebe defterlerinin yetkili bir kişi tarafından tutulacağı belirtilerek muhasebecilik kavramı vurgulanmıştır ilk kez.
Yine 1926 yılında bir kanun daha: Kazanç Vergisi Kanunu… Bu kanunun kabul edilmesiyle yüzyılın başlarında başlayan muhasebe kayıtlarına bağlı olarak vergi alınması uygulaması daha ileri boyutlara taşınmıştır. Bu kanun ile ticaret kanunun bir eksikliği giderilmiştir. Zorunlu defterler arasına bilin bakalım ne eklenmiştir? Şu bizim büyük defter! Derslerde, teorik muhasebe anlatırken çizdirdiğim o T cetvelleri. Yani, defter-i kebir. Kazanç Vergisi Kanunu ile gelmiştir bize. Ayrıca kanunun bir başka maddesinde de bilançoya dair açıklamalar yer almıştır. Bilançonun aktif ve pasif tarafları üzerinde durulmuş ayrıntılara yer verilmiştir.
Bu kanunda, kanun koyucunun mali tablolar ile ilgisi ortaya konulmuş ve muhasebenin çağdaşlaşması adına olumlu adımlar atılmıştır. Bu gelişme 1949 Vergi Reformu ile daha geniş boyutlara taşımış ve bütün yüzyıl boyunca muhasebe düşüncesini etkilemiştir.
Muhasebede kuraldır. Kayıtlar her ülkenin kendi para birimi cinsinden tutulur. Bakalım bu durum Osmanlı’da nasılmış? Şöyle ki; yine yıl 1926. Kayıt Düzeninin Türkçe Tutulması Hakkında Kanun mevzu bahis! Osmanlı döneminden gelen kapitülasyonların getirdiği olanaklarla, Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı şirketler muhasebe kayıtlarını kendi kültürlerine ve dillerine göre tutarlardı. Kanunlara uydukları sürece devlet onların çalışmalarına müdahale etmezdi. Ama Cumhuriyet’le ve ulusalcılık kavramıyla bu bağdaşamazdı. Bu nedenle Cumhuriyet devrimleri doğrultusunda bu konuda bir değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklikle bu kuruluşlardan vergi alabilmek adına onların denetlenebilmeleri için defterlerini Türkçe olarak tutma zorunluluğu getirilmiştir. Bu kanunla sadece muhasebe defterleri değil, bu kuruluşların sözleşmelerini ve yurt içi yazışmalarını da Türkçe yapmaları belirlenmiştir. Bu da vergilendirmede büyük kolaylık getirmiştir.
Muhasebede çift taraflı kayıt sistemi vardır. Borç tarafa atılan kayıt = alacak tarafa atılan kayıt şeklindedir bu sistem. Osmanlı yazı sisteminde Arap harfleri ile sağdan sola doğru olan bir yazı sistemi vardı. Bu yazı sistemi ile, muhasebede çift taraflı kayıt sistemini uygulamak zordu. Bilançonun solda bulunan aktif tarafı Arap harfleri ile yazıldığında, sağ tarafa kayıt düşülüyordu. Bu da bilanço mantığında sıkıntılar yaratıyordu. 1928 de Türk Harflerini Kabul kanunu ile çift taraflı kayıt yöntemini tanıtan muhasebe kitapları yoğun ilgi gördü,  eğitim ve uygulama hızla yaygınlaştı. Yani; Latin harflerinin kabulü sadece Türk kültüründe çağdaşlaşma getirmemiş, muhasebeye de çağdaş ve özüne uygun bir yaklaşım ve uygulama getirmiştir.
Cumhuriyet’in ilanı ile gelen çağdaşlaşma, ekonomik ve sosyal alanda kendini hissettirmiştir. Çağdaş gelişmelere uygun, Ticaret Kanunu, Kazanç Vergisi Kanunu, Yeni Türk Harflerinin Kabulü gibi iyileştirmeler muhasebenin yolunu açmıştır.
Bu gün derslerde anlattığım; programlarda tek bir tuşla çektiğim,  bilançonun, yevmiye defterinin, defter-i kebirin zaman tünelinde yolculukları böyle olmuş meğer! Kayıtlar çift taraflı atılır derken, öğrencilerim muhasebeyle ilk tanıştıklarında ben bunu özellikle vurgularken, meğerse bu sistemin düzgün işlerliğini Latin alfabesine borçluymuşuz.
Tarihi seviyorum; tarihten gelen her nesne, her bir bilgi benim için son derece önemli ve değerlidir. Ruhum biraz vintage, biraz retro 🙂 Eski olan her şeyi, naftalin kokusunu seviyorum ben, eski evler, eski eşyalar, eski arabalar, eski kıyafetler, eski ama eskimeyen dostlar… Ve mesleğimin eskiden nerelerde olduğunu, hangi yollardan geçtiğini bilmek de küçük bir kesitiyle de olsa, bana son derece keyif verdi. Umarım okuyucularım da aynı keyfi almıştır.
Evet dediğinizi duyar gibiyim. Teşekkürlerimle, bilmukabele 🙂
Kaynakça: Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Osmanlı’nın resmi gazetesi Düstur, Oktay Güvemli ‘Türk Devletleri Muhasebe Tarihi’

 

Arşivler

X